23 Nisan 2021 Cuma

23 NİSAN

Fotoğraf: A. Rahman Bakay


Çocuk işçiliği! 


Farkında değilizdir belkide cogumuz. 'O yaşta çocuk çalışabilir mi yahu' deriz hatta. Evet ne yazık ki çalışabilse de çalışamasa da, iş gücüne cok erken yaşta dahil oluyorlar. Az buzda değil, milyonlarca. Tüik bir veri yayınlamış. Her yıl yayınlaması gerekirken yedi yıl ara verdikten sonra yayınlamış üstelik. Avukat Fırat Çiçek'te yedi yıl aradan sonra yayınlanan raporun aslında her yıl yayınlanması gerektiğinin söyledi ve şu yorumu yaptı:
"Türkiye istatistik Kurumu (TÜİK) çocuk işçiliğine ilişkin raporunu en son 2013 yılında 2012 yılının verileri üzerinden yayınlamıştı. Her yıl yayınlaması gereken raporu yedi yıl aradan sonra yayınladı. Veriler, çocuk hakları noktasında nerede bulunduğumuzu gösteriyor. Verilerin her yıl yayınlaması ile birlikte ihlaller konusunda politika oluşturulmalı. 2018 yılını "çocuk işçiliği ile mücadele" yılı olarak belirleyen Türkiye'de verilerin yıllık bazda yayınlanmaması başlı başına hak ihlalidir.
Rapora göre Türkiye'de 720 bin çocuk işçi var. Tabi ki bu rapora yansıyan resmi veriler bununla birlikte özellikle mülteci ve sığınmacı çocukların yoğun bir şekilde olduğu rapora yansımayan çocuk işçiler var. Çocuğun kişisel, fiziksel ve zihinsel gelişimine engel olan çocuk işçiliği Türkiye'de yüksek sayıda olması vahim bir noktada olduğumuzu gösterir.
Keza Türkiye'nin taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi çocuk işçiliğini engellemek taraf devlete sorumluluk yüklemiştir.

Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.

Bu konuda kamu otoritesi, gerek mevzuatta gerek istihdam alanında çocuk işçiliğine engel olacak çalışmalar yapmalıdır. Özellikle işverenlere uygulanacak denetimlerinin arttırılması ve yaptırımların caydırıcı olması gerekmektedir.


Suriyeli, Afgan, Türkmen ve daha sayamadığım bir sürü milletten mülteci çocuklar bu raporda yer almıyor. Sokakta çalışan, mendil, su, çiçek satan, araba camı silen, zorla dilendirilen ve kimsesiz olan çocuklarda bu rapora dahil edilmemiş. Peki sevgili Tüik yetkililerine bu raporda tam olarak güvenmemiz gereken unsur nedir? Diye bir sormak geliyor içimden. Muhattab bulunur mu meçhul.
Tüik verileri

 Türkiye genelinde 5-17 yaş grubundaki çocuk sayısı 16 milyon 457 bin kişi olarak tahmin edildi. Bu yaş grubundaki çocuklar, kurumsal olmayan nüfusun yüzde 20,3'ünü oluşturdu. Yaş grupları itibarıyla, 5-11 yaş grubundaki çocuk sayısı 9 milyon 12 bin, 12-14 yaş grubundaki çocuk sayısı 3 milyon 796 bin, 15-17 yaş grubundaki çocuk sayısı ise 3 milyon 649 bin kişi olarak tahmin edildi.
Mecliste kimler konuştu?
Bu verilere dayanarak kaç vekil mecliste bahsetmistir bu konudan, ben söyleyeyim mi? Iki kişi!. Evet sadece iki vekil bu konuyu ele alıp soru önergesi vermistir. Iki vekilin de mensup oldugu parti farklı. Hangileri oldugunu soylememe hacet yok zannımca. Geriye kalan vekiller napıyor acaba şu an. Konumuz olan çocuk işçiliği vb. Konular aklıma geldikçe, sorduğum ilk sorudur bu. Sahi ne yapıyor vekiller? Neyse sevgili dostlar politika biz proletaryanın işi değil. Hep bir ağızdan #Cocukisciligenehayir demeliyiz. O çocuklar bizim geleceğimiz. Onlara sahip çıkmalıyız. 
Velhasıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun..

17 Ocak 2021 Pazar

ASKIDA YAŞAMLAR


 Bu uygulamayı sanırım ilk olarak 'askıda ekmek' sloganıyla tanımıştım. 

Güzel, yararlı bir uygulama. Fakat şöyle bir şey var ki bizim insanımız neden askıdan bir şeye ihtiyaç duysun ki ? Devletimiz yok mu ? sosyal devletin görevlerinden biride halkını muhtaç etmemek degil midir ? Askıda ekmek, askıda simit, askıda elbise, askıda fatura derken işi okadar büyüttüler ki askıda eğitim gibi ne olduğuna anlam veremediğim bir takım yardımlaşma yolları türedi. Devletimiz var mı ? Evet. peki neden eğitimin askıda olanına, faturanın askıda olanına ihtiyaç duyuyoruz ? Durun ben söyleyim cevabı sandığınız kadar politika bilmekle yahut sosyolog olmakla bir ilgisi yok. Fakirleşiyoruz efendim fakirleşiyoruz. Halk fakir. Hemde iliğine kadar. Aksam çocuğumun yanına eli boş gidersem kaygısı bile güdemeyecek kadar fakir. Artik insanlar çoluğunu çocuğunu değil kendi ihtiyaçlarını bile gideremez olmuş. Kendine yetemeyen insan nasıl başkalarına umut olabilir ? Olamaz. imkânı yok. Geçen gün büfeye gittim önümde dalyan gibi 2 metre boyunda takım elbiseli (biraz yıpranmış olsada) bir adam duruyordu. Utana sıkıla çekingenliğini saklamaya çalışıyordu. Her halinden belliydi parasız olduğu ve acil bir ihtiyacı olduğunun. Bana ısrarla sırasını vermek. Istedi ama ben kabul etmedim. O da az evvelki utangaçlığına 2 mislini ekleyerek büfe yetkilisinden en ucuz sigarayı yazdırmasını rica ederek bir paket istedi.( Sigara kullanıyor olmasını tasvip etmiyorum asla. Zevkin veresiye olmaz yazısız kuralınında gayet bilincindeyim fakat anlaşıldığımı umarak devam ediyorum. ) Büfeci kabul etti ne kadar memnuniyetsiz olsada. Söylerim size arkadaslar bu adam çocuğunun (şayet varsa ki sanırım vardı. Parmağında yüzük, yüzünde kız babası masumiyeti vardı.) Istedigi en ufak bir isteği dahi yerine getiremezse kahrolmaz mi! Dış ülkelerde yaşıyor olan insanlardan ne farkımız var ? Insan olmak evrensel olmaktır! Ama bize gelince ne yazık ki bindirilmis olduğumuz rotasız bir gemideyiz. Koskoca samanyolunda bi' gemimi var sadece. Aynı gemide olduğumuzu kabul ediyorum fakat sanırım biraz aşırı yüklendik gemiye, zira batmak üzereyiz, üstelik birilerinin günahları sebebiyle. Şuan bu satırları yazarken geleceğe dair ne kadar umutsuz oluşumu fark ettim. Umut kimilerine göre asla kaybedilmemesi gereken bir sey. Kimilerine gore ölümün en vahim hali. 


Kime inanacagiz, kime guvenecegiz ? bilemiyoruz degi mi. Biri çıksada kurtarsa bizi bu bataklıktan diye bekliyoruz. Ama Mustafa Kemal gençliğe hitabetinde ne diyor hiç baktınız mı ? "Millet, fakr ü zaruret icinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Işte bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktir! muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!" Bu da demek oluyor ki kurtarıcı beklemek romantizimdir. Herkes kendi kurtarıcısı olmalıdır. Tembellik ve haıra alışmışlığın sonumuz olur. Kiralarin binbeşyüz tl üzeri olduğu bir ülkede binotuz tl vermek ne demektir? insanlar geçinemiyor bunu ısrarla görmek istemiyorlar! vatandaş kendini cayır cayır yakıyor. Cebindeki son parayla benzin alıyor kendini yakmak için. kurtulup ölmeyince keşke param olsaydı da biraz daha benzin alsaydım diyor. Bu nasıl acı bir tablodur boyle. Picasso bugün yaşıyor olsaydı bu günümüzü resmeder ve bunada ben degil siz yaptınız derdi. Nietzche atın kahrından değil ayakkabısı olmadığı için yalın ayak dışarı çıkmak zorunda kalan babalarin kahrından tecrit ederdi kendini. Demem o ki efendiler durum çok vahim. Bunları yazarken sanmayın tuzum kuru, benimde iş yapamadığım zamanlar oldu ama yılmadım elbette. Kimsenin umrunda değiliz bunu unutmayın. Ben kimseden yardım isteğinde bulunmadım ve yine bu çukurdan kendi kendime çıkacağıma olan inancımı hiç kaybetmedim.

3 Aralık 2020 Perşembe

ENGEL!

Sıradan insanların başarısı bize normal gelir ama engelli/sendromlu/hasta ise "vaay be" dedirtir 

ve engeline RAĞMEN diye başlayan sırasız cümleler kurar, düşünür ve duygulanırız. Aslında işin 

hiç de vaay be'lik bir tarafı olmadığını bilmeyiz çünkü yoktur ve gayet sıradan bir durumdur. 

Mesela elleri olmadığı için ayakları ile resin yapan kişiye duygusal degilde analitik yaklaşalım. 

Biz ellerimizi kullandığımız için ayağa ihtiyaç duymadık, o ise ayanlarını kullanmak zorunda kaldı

 ve hali ile bacak, bilek, parmak kasları gelişti ve her işi ayaklarıyla rahatlıkla yapabilir duruma 

geldi. Yani aslında yapamadığı değil yapabildiği bir şeydi ve o potansiyeli kendi içinde kendi 

kapasitesi dahilinde bulunduruyordu. Ama biz kişiyi kusurlu, eksik, hasta gördüğümüz için 

kendisinden beklemiyor ve kişi yapınca da " vaay be" nidalarıyla gereksiz duygulanırız.

 

  " iyi de canım bunun ne zararı var" Çok zararı var: Eğer siz bu şekilde yaklaşırsanız olaya, kişi 

asla engelli, kusurlu kişiliğinden ayrılamaz ve o kişi ile yanlış bağ kurmuş olur, ortaya 

engelli/sağlıklı ilişkisi çıkarır, kişinin kimliğinin önüne geçer ve farkında olmadan ötekileştirmiş 

olursunuz. Bu konularda duygusallık hiç hoş değildir. 

Velhasilkelam hepimiz biriz üstadim. Bir kolun, bir bacağın fazla diye üstün değilsin.

28 Haziran 2020 Pazar

ORGAN BAĞIŞI

Organ bağışı
Organ bağışı konulu bu yazıma yaklaşık bir ay önce başlamak niyetindeydim fakat 'normalleşme' süreci araya girince çok sevgili (!) patronlar hemen iş başı yapılması yönünde talimatlarını biz çok değerli (!) çalışanlarına ilettiler. Bizlerde seve seve gelecegimizi söyledik. Bundan dolayıdır ki bugün ancak yazabildim fakat zararı yok. Geç olsunda güç olmasın demiş büyükler.


Organ bağışı denince akla ilk olarak din ve yaş olgusu geliyor. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki dinen bir mahsuru yok.(Bu konuda aydınlanmanız için yazımın sonuna kaynak bırakacağım.Dileyen açıp okuyabilir.) Bu bağnaz düşünce yapısından kurtulmanın vakti gelmedi mi sizce de? Çok yazık ediyoruz kendimize, toplumumuza. Geçenlerde şöyle bir diyaloğa şahit oldum; "Kardeşim hadi ben ölünce gözümü bağışladım diyelim, diğer dünyada Allah'ı nasıl göreceğim?" Sert bir ses tonuyla organ bağışlamanın dinen uygun olmadığını, "Allah organ bağışına ihtiyacı olan kulunun yaşamasını isteseydi zaten organ verirdi" dediğini duyunca kendimi çok kötü hissettim. Sonrasında bu düşüncenin (düşünen bir insanın böyle seyler söyleyemeyeceğini biliyorum) cahilce olduğunu farkettim ve umarım akıllanır dedim ama inanın gram inanmadım bu dediğime çünkü 70'inden sonra pek mümkün değil gibi.  Organ bağışını daha iyi anlamak için her gün orada burada karşılaştığınız ve son zamanlarda dillere pelesenk olup herkesin savunduğu kelimeyi anımsatmak isterim size: "EMPATİ"  Evet empati yapın. Engellileri ve ihtiyaç sahiplerini sosyal medyada paylaştığınız zaman yardımcı olmuş sayılmıyorsunuz, bunu unutun lütfen. Harekete geçmediğiniz sürece her sey havada kalır arkadaşlar. Kendizi o durumda düşündüğunüz oldu mu hiç ya da kemoterapi merkezlerine, diyaliz merkezlerine gittiğiniz oldu mu? Gidin lütfen. Gidin ve oralarda nasıl acılar çekildiğini kendi gözlerinizle görün. Ben çok şahit oldum. 4 yaşında diyalize bağlı yaşamak zorunda olan bir çocuk düşünün kateteri dizlerine kadar uzanan.. Ben düşünmekle kalmayıp birebir gördüm. Diğer insanları görmek sizi etkilemiyorsa kendinizi ya da sevdiğiniz birinin organa ihtiyacı olduğunu ve bulunamadığını düşünün. Nasıl hissettirdi? Evet bu hissettiğinizi yaşayan nice insan var.


Yok ben kırk yaşındayım pörsümüştür şimdi organlarım, yok ben otuz yaşındayım daha çok gencim vs. bunlar hep bahane kandırmayalım kendimizi.


Düşünsenize Allah size nasıl bir fırsat vermiş, hiç tanımadığınız bir insana bir hayat veriyorsunuz ne kadar muzzam bir şey. Şehrin merkezine çeşme yaptırıp üstüne çeşmeden büyük puntolarla falancanın hayratıdır yazmaktan çok daha mantıklı değil mi? Hemde masrafsız! Çeşme yaptırmayın demiyorum tabikide yanlış anlaşılmasın ya da siz bilirsiniz nasıl anlarsanız.

Ülkemizde anlamsızca gözardı edilen bir olay organ bağışı. Hasta sayısı inanılmaz derecede yüksekken bağış sayısı yok denecek kadar azdır ve buna anlam vermek imkansız. Organ bağışı yapılmadığı için hayatını kaybedenlerin sayısı her yıl artmakta. Bu sebeptendir ki bir an önce detaylıca düşünüp harekete geçmek gerek. Yapmanız gereken tek şey en yakın sağlık kuruluşuna gidip bilgi almak ve gönül rızasıyla form imzalamak. Yok ben toprak altına (ya da nasıl bir seramoniyle gideceksen kendi inandığın yola) tüm organlarımla bir bütün olarak gitmek istiyorum dersen o da senin bileceğin iştir. Ama eğer fikrin değiştiyse ve mezarda organlarımı çürütmektense öldükten sonra başka bedenlerde hayat bulmak istiyorum diyorsan, organlarını bağışla.

Unutmayın ki; ORGAN BAĞIŞI HAYAT KURTARIR.

Dinen aykırı olmadığını açıklayan kaynak sayfa: http://www.tonv.org.tr/tr/organ-bagisi/organ-bagisi-ve-dinler/

27 Mayıs 2020 Çarşamba

KADIN


KADIN!

Çocuk yaşta evlilik, kadın cinayetleri

  Aslında bu defa çok sevdiğim bir insan için bir yazı kaleme alıcaktım fakat insan bu ya; bir anı bir anını tutmuyor. Şu sıradışı dijital dünyaya adapte olduğumuz sıralarda, ruh halimizi de belirler oldu bu sosyal medya. Gayet mutlu bir ruh haliyle girdiğim kuşluk yerine bir anda down olup çıktım. Dumura uğradım adeta. Pek hoşnut değilim bu durumdan. Birkaç gundür sürekli denk geldiğim ve yaşadığımız toplumun yaşayış biçimine tamamen aykırı olan sıradışı ama sürekli gündeme gelmesinden dolayı olağan bir vaziyetmiş gibi karşıladığımız 'çocuklar' üzerinde polemik yaratılması. Zaten 20'li yaşlarına kadar yaşamak nedir bilmiyorlar, sürekli başları önlerine eğik durumda! Evde anne-baba, okulda öğretmen, sokakta tanımadığı ahlak bekçileri! Ahlak dedimse lütfen sığ kalıplardan sıyrılarak ele alın. İçerisinde bulundukları eğitim sistemi saç ağartıyor ama kimse bunu görmüyor! Peki gördükleri ve üzerinde kendilerince fetva verebileceklerini zannettikleri konu nedir? Neymiş efendim 15 yaşında kız çocukları doğum yapabilirlermiş! Bunu söyleyecek düzeyde nasıl bir irtifa kaybına uğramış olabilir bu akıl! Sahi bu insan müsveddelerinde bulunur mu bundan?

Bu çok kirli bir zihniyettir! Her şeyden öte insan haklarına aykırıdır. Nasıl olur da sen hakkın olmadan bir insanın hayatı üzerinden yorum yapabilirsin! Heleki bu henüz reşit bile olmamış biri/birileriyken.

Çocukların okuması, kendi yeteneklerini keşfetmesi, insanları tanımadan önce kendi dünyalarını tam olarak tanıması, arkadaşlarıyla yere düşüp dizini kanatması gerekiyor. Ellerine başka kanlar bulaştıranlarla tanışmamaları gerekiyor! Farkındayım üslübumun çok hoş olmadığının ama inanın artık ne kadar içimde tutabilirdim bilmiyorum. Sözcüklerimi tek tek seçerek yazıyorum şuan ama bu kadar oluyor.

Sırf o da değil, kadınlara olan saldırılar yıllardır durmak bilmiyor! Her geçen gün tablo daha vahim bir hal almaya başladı. Kadın sığınma evlerinin genel evlerle olan paralel artış hızı hiç kimsenin umrumda değil! Sosyal medya insanların adalet sağlayıcısı olmuş durumda, eşinden şiddet gören artık güvenlik güçleri yerine sosyal medyadan yardım umuyor. Bunu sorgulayan kimse yok. Sosyal medya hesabı olmayan ölüme mi terk edilmeli?

Duruşma salonunda hakim, (işini gerektiği gibi, hukuk çerçevesinden ayrılmadan mesleğini icra edenlere sonsuz saygım vardır.) kadına "Kızım, kocandır az sabret nikahta keramet vardır.Kocana saygısızlık etme, bir bildiği var ki öyle yapıyor.Seni sevmese dövmez." diyor. Erkeğe "Oğlum, bir daha el kaldırma karına, yazıktır." diyor. Evleneli on yıl oluyor yufka yürekli, arabulucu hakim amca; ne zaman gelecek bu keramet! Kadın bu ya hep sineye çeker zaten değil mi!

2016, 2017 ve 2018 yıllarında (726’sı polis, 206’sı jandarma kayıtlarına geçen) toplam 932 kadın cinayeti işlenmiştir. Evet bunlar yalnızca kayıtlara geçenler. Peki ya hiç haberimiz dahi olmayan kaç tane var? Bilmiyoruz değil mi? Çünkü sosyal medyada yardım çağrısında bulunamadılar, çünkü hakim arabuluculuk tavsiyesinde bulundu.

Çocuk yaşta evliliğe ve kadın cinayetlerine topyekün karşı çıkmazsak, yine ne idüğü belirsiz birkaç kendini bilmez çıkıp Allah'ın ona yararlı işler dahilinde kullanması amacıyla verdiği o ağız nimetini gereksiz yere açıp kapatacak kelime israfında bulunacak. Bu mevzunun çözümü için iki üç kişinin imza toplamasını beklemek romantizimdir. Tek yapılması gereken bir şey vardır o da harekettir ve bu hareketin üst makamlarca dikkate alınması gerekiyor aksi taktirde yine sosyal platformlarda yardım çağrısında bulunan kadınlara ment atıp, gelin kız çocuğunun evlenmesine mani olan fotoğrafçı haberlerini gururlanarak okuyacağız.


İstatistiklere bakmak isterseniz;
• https://www.pa.edu.tr/Upload/editor/files/Kadin_Cinayetleri_Rapor.pdf
• http://www.halksagligi.hacettepe.edu.tr/sunumlar_ve_seminerler/20mart_Sempozyum/erkenyas_evlilik_gebelik.pdf

17 Mayıs 2020 Pazar

İNSAN MİKROÇİPLEME

İNSAN MİKROÇİPLEME


insan mikropçipleme, ID2020, kuantum nokta

Microsoft kurucu ortağı Bill Gates, koronavirüs için kimin test edildiğini ve kimin aşılandığını gösterebilen "dijital sertifikalara" sahip insan vücuduna yerleştirilebilir kapsüller üzerinde çalışıyor.
Kuantum-nokta dövmeler, biyo-uyumlu, mikron ölçekli kapsüllerin içine gömülü bir aşı ve floresan bakır bazlı ' kuantum noktaları' içeren çözünebilir şeker bazlı mikroiğnelerin uygulanmasını içerir.

Mikroiğneler cilt altında çözündükten sonra uygulanan aşıyı tanımlamak için örüntüleri okunabilen kapsüllenmiş kuantum noktaları bırakır.

Kuantum-nokta dövmeler, Microsoft'un resmi olarak tanınan bir kimlik olmadan yaşayan 1 milyardan fazla insanın sorununu çözmek için iddialı bir proje olan Bill Gates'in ID2020 adlı diğer girişimi desteklenecek. ID2020 bunu dijital kimlik yoluyla çözüyor. Şu anda, dijital kimliği uygulamanın en uygun yolu akıllı telefonlar veya RFID mikro çip implantlarıdır.

İkincisi Gates'in 6 yıldan fazla bir süredir, Gates Vakfı tarafından implant edilebilir mikroçip implantları içeren başka bir projeye fon sağladığı. MIT tarafından da öncülük edilen bu proje, kadınların vücutlarındaki kontraseptif hormonları kontrol etmelerine izin verecek bir doğum kontrol mikroçip implantı projesidir.

ID2020


ID2020'ye gelince, microsoft bunu görmek için, diğer dört şirketle, yani; Accenture, IDEO, Gavi ve Rockefeller Vakfı. ID2020 projesi Birleşmiş Milletler tarafından destekleniyor ve BM'in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri girişimine şimdiden dahil edildi bile.

Bill Gates ve ID2020'nin bunları nasıl uygulayacağını görmek çok ilginç olacak, çünkü birçok Hıristiyan ve Şii Müslüman, mikroçipleme fikrine veya herhangi bir vücut invaziv tanımlama teknolojisine karşı çıkıyorlar.


Ancak öte yandan, bu Bill Gates'in projelerini görmesi için mükemmel bir fırsatı var, çünkü koronavirüs yayılmaya devam ettikçe ve daha fazla insan pandemiden ölmeye devam ettikçe, halk genel olarak problem çözme teknolojilerine ikna olmaya daha açık hale geliyor! Yani insan mikroçiplemeye.

Pandemi sonrası insan mikroçipleme konusunda devletlerin atacağı adımlara şimdiden hazır olun! Çünkü görünen o ki bu konuda yıllardır çalışılıyormuş ama insanlığa nasıl kabul ettireceklerini bilmiyorlarmış. Artık bu konuda ellerinde büyük bir nedenleri var! Adı da Covid-19!

10 Mayıs 2020 Pazar

İKLİM DEĞİSİKLİĞİ



İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ